İki gündür Erzurum’un bağrından, Kongre Binası’ndan koparılıp Ankara’ya götürülmek istenen kültür hazinesine sahip çıkmak için feryat ediyoruz. Bir gazeteci olarak, bu şehrin hafızası silinmesin, Cumhuriyet’in emanetleri Ankara’nın depolarında kaybolmasın diye sosyal medyadan, köşemizden çırpınıyoruz.

Ben bu şehir adına nöbet tutarken, bugün önümüze adına ‘STK’ diyen bir yapıdan, ŞEHİRDER’den buram buram icazet, teslimiyet kokan, adeta birilerinin ‘siparişiyle’ kaleme alınmış utanç verici bir basın açıklaması düştü.

Açıklamayı okurken utandım. Şehir adına, kültür adına utandım. Ve şimdi soruyorum, cevap verin klavye kahramanları!

İlk dikkatimi çeken bu açıklamada bir imza yok! Soruyorum size: Bu derneğin bir başkanı yok mu? ŞEHİRDER Başkanı Uğur Aksu neredesin? Neden bu metnin altında başkanın adı yok da ‘Yönetim Kurulu’ gibi anonim bir zırhın arkasına saklanıyorsun?

Kendi şehrinin değerini korumaktan aciz, resmî kurumların bültenlerini kopyala-yapıştır yaparak kamuoyuna yutturmaya çalışan bir yapı, STK olabilir mi? Siz sivil toplumculuk mu yapıyorsunuz, yoksa sivil toplumculuk mu oynuyorsunuz?

Açıklamada beni hedef alarak, bu mücadeleyi "sosyal medya gündemlerinin malzemesi, kişisel hesap, görünürlük arayışı" olarak nitelendirmişler.

Yönetim Kurulu ya da o zırhın arkasındaki başkan Uğur Aksu, haddinizi bilin! Beni başkalarıyla karıştırmayın.

Bu şehrin hakkını savunmak, Cumhuriyet’in, şehrimin emanetine sahip çıkmak ne zamandan beri "görünürlük arayışı" oldu? Ben bu eserler gitmesin diye gövdemi taşın altına koyarken, siz kimin ağzıyla bana ya da bu konuyla ilgili kalem oynatanlara ayar vermeye çalışıyorsunuz? Kimin sözcülüğünü yapıyorsunuz? O eserler bu şehirden sessiz sedasız kamyonlara yüklenip gittiğinde kına mı yakacaksınız? O gün geldiğinde, şu kaleme aldığınız basın açıklamasını, sizlerin suratına çarpmayacak mıyım?

Gelelim meselenin özüne, hani o çok güvendiğiniz "resmi" yalanlara... Madem amaç sadece "restorasyon süresince koruma tedbiri", o halde neden bu eserler Erzurum’da kalmıyor?

Cevap verin; ŞEHİRDER yönetim kurulu ve o zırhın arkasındaki başkan!

Atatürk Üniversitesi bu eserlere talip oldu! "Bize getirin, restorasyon bitene kadar en güvenli şekilde, gözümüz gibi koruyalım, bu şehirde tutalım" dedi. Kültür Müdürlüğü neden üniversitenin bu teklifini reddetti? İlla neden Ankara? Neden bu ısrar? Siz de çıkmış, "Müze daha nitelikli dönecek" masalları anlatıyorsunuz. Ankara’ya giden eserlerin geri döndüğünü bu şehir tarihinde kaç kez gördünüz?

Madem bu kadar çok Erzurum’u düşünüyorsunuz, madem bu kadar şehir milliyetçisisiniz, size çok basit bir soru: Devlet size Gümrük Hanı’nı tahsis etmedi mi?

O tarihi mekânda oturup klavye başında ahkam keserken, madem eserlerin güvenliğinden endişeliydiniz, "Getirin o eserleri, restorasyon bitene kadar Gümrük Hanı’nda biz muhafaza edelim, şehrimizde kalsın" diyemediniz mi? İş icraata, dik durmaya, şehrin hakkını söke söke almaya gelince arazi olanlar; mesele mülki amirlere, bürokrasiye şirinlik yapmaya gelince en önde saf tutuyorlar. Hele şuraya bakın; bir hata yapılıyor, şehrin hafızası boşaltılıyor ve bu hatanın arkasında duran bir sivil toplum kuruluşu (!) izliyoruz.

Beyler, unvanınızın başındaki ‘şehir’ ve ‘kültür’ kelimeleri, tabeladan ibaret değildir. O kelimelerin bir ağırlığı, bir namusu vardır. Bu şehir, kendi öz evlatlarının ihanetiyle hafızasını ilk kez kaybetmiyor. Belli ki, sayenizde son da olmayacak! Siz, şirinlik ettiğiniz bürokrasinin gölgesinde "geçici koruma tedbiri" masallarına inanmaya ve inandırmaya devam edin.

Ben de bu şehre ve millete ait olan mirası, sizin gibi ‘emir eri’ STK’cılara rağmen bu şehirde tutmak için uğraşacağım. Dediğim gibi gücümüz yetmez, eserleri alıp götürmelerine engel olamazsak emin olun, bir kilo kınayı Gümrük Hanı önüne bırakacağım.