
HABER
“Sessiz çığlık içinde boğuluyoruz”

Gazeteci Onur SAĞSÖZ yazdı… Bir annenin yürek yakan mektubu
Bugün bir annenin yürekten yükselen feryadını paylaşmak istiyorum.
Bana ulaşan bir mektup, şehrimizin kanayan yarasını, belki de çoğumuzun farkında bile olmadığı bir gerçeği gözler önüne seriyor.
Uyuşturucu belası.
Gençlerimizi, çocuklarımızı, ailelerimizi tehdit eden ve sessizce büyüyen tehlike…
Gelin önce mektubu okuyalım.
“Sayın gazeteci Onur Bey, bu sözleri sizleri bir vatandaş olarak daha da önemlisi bir anne olarak yazıyorum. Ne yazık ki şehrimizin kanayan bir yarası var. Siz dile getirilmeyen konuları cesurca gündeme getirebilen bir gazeteci olarak sizden bu konuyu özellikle gündeme getirmenizi arz ediyorum. Aileler yorgun, eşler, anneler, babalar, çocuklar çaresiz... Gençlerimiz günden güne eriyor. Şehrimizde hiç kimsenin bilmediği kadar ciddi bir uyuşturucu sorunu mevcut. Bizim gibi ailelerin ne yazık ki, sesi çıkmadığı için bu sorunların aile içinde çözülmeye çalışıldığı için dışarıya yansımıyor. Fakat artık gerçekten aileler çok yorgun ve ne kadar çocuklarımızı rehabilite etsek de sevgi ile onları iyileştirmeye çalışsak da bu zıkkım şehrimizde öyle bir boyuta gelmiş ki çocuklarımız istediği anda bu maddelere özellikle de şehrimizde hızla yayılan ve dünyanın en tehlikeli uyuşturucu-uyarıcı maddesi olarak anılan metamfetamine anında ulaşabiliyorlar. Bizler çok çaresiziz Onur Bey.
Bu konuda şehrimizde ciddi bir kamuoyu oluşturulabilir, emniyet ve halk el ele verebilir, büyük ölçüde bu sorunun önüne geçebilmek için ne gerekiyorsa yapılması adına bu konuyu dile getirebilecek en cesur gazeteci olarak sizleri görüyoruz. Şehrimize güzel bir emniyet müdürü atandı, şu an bu konunun gündeme gelmesinin tam sırası ve gerçekten ciddi önlemler alınırsa evlatlarımızı kurtarabiliriz. Rabbim kimseyi evladı ile sınamasın, ama lütfen samimiyetime inanın ki, bu konu hiç bilinmediği kadar ciddi bir boyutta ve bu sessiz çığlık içinde bizler boğuluyoruz. Başta da belirtmiş olduğum gibi bu konuyu bir vatandaş olarak ve öncelikle bir anne olarak sizden gündeme getirmenizi ve haberler yapmanızı arz ediyorum. Desteğiniz ve bugüne kadar cesur kaleminiz ile halkın yanında olan duruşunuz için ayrıca teşekkür ederim, Allah’a emanet olun, biz çaresiz ailelerin bu sessiz çığlığını ne olursunuz duyun… Bir diğer husus ise şehrimizde bu duruma özel bir rehabilitasyon merkezi kurulabilir, bu işin kurtuluşu alınacak önlemler ile birlikte Bayder veya Liman Ayık Yaşam Derneği tarzında rehabilitasyon kamp merkezlerinin kurulmasından geçtiğine inanıyorum. Bu tür merkezlerde binlerce çocuk bu bağımlılıktan kurtulabiliyor, bu hususu da ayrıca size belirtmek istiyorum, hayırlı geceler diliyorum.”
Bu satırlar ‘yavrusu gözünün önünde eriyen’ bir annenin çaresizlik içindeki çırpınışıdır.
Belki de bir değil, yüzlerce ana yüreği, bu sancıyı çekiyor.
Ve ne yazık ki, bu sorunu dört duvar arasında çözmeye çalışıyor, dışarıya yansımayan bir dram yaşıyorlar.
Bakın mektupta uyuşturucuya erişimin ne kadar kolay olduğu vurgulanıyor. Çocuklarımız, gençlerimiz, bir anlık merak ya da zayıflıkla bu zehre ulaşabiliyor.
Özellikle metamfetamin denilen zıkkım, sadece birkaç dakikada yavrularımızın hayatını karartıyor.
Peki, biz ne yapıyoruz?
“Benim çocuğum yapmaz” diyerek bu vahameti geçiştirmiyor muyuz?
Hiçbir şey yapmıyoruz. Çünkü başımıza gelmediği için umursamıyoruz.
Canı yanan annemizin bu mektubu hepimize bir uyarıdır.
Sessiz kalmak, bu çığlığı duymamak, bu yarayı daha da derinleştirir.
Gelin, konuşalım, tartışalım, çözüm üretelim.
Aklıma gelen ilk fikri söyleyeyim. Sırf gazeteciler görüntü alsın diye değil, polisimiz ‘Narko Alan’ uygulamasını her gün yapsın. Potansiyeli olan semtlerde nefes aldırmasın.
Sokaklarımızda başı boş köpekler değil dedektör köpekler dolaşsın!
Emniyet Müdürü Onur Karaburun ‘tamam’ derse bu ilk adım olsun.
Bu sadece kolluk kuvvetiyle çözülecek sorun değil. Altını çizerek söylüyorum, birkaçı hariç şehirde hiçbir işe yaramayan sivil toplum kuruluşları, farkındalık çalışmaları başlatsın. Erzurumlu Milli Eğitim Bakanı destek versin, okullar alarma geçsin.
Bir diğer taraftan kampanya başlatalım; üniversitelerimiz, belediyeler ön ayak olsun bir rehabilitasyon merkezi kuralım.
Bayder ya da Liman Ayık Yaşam Derneği gibi modeller, binlerce genci bağımlılıktan kurtarmış örneklerdir. Erzurum’da neden böyle bir merkez olmasın?
Gelin evlatlarımız için bir umut kapısı açalım. Önce mücadele edelim ardından onlara ikinci şansı verecek, yeniden hayata tutunmalarını sağlayacak merkezlerden birine sahip olalım.
Gelin bir annenin feryadını duyun, evlatlarınız için harekete geçin.
Yapmayacak mısınız?
Kimse bir adım atmayacak mı?
O zaman Diyanet olaya el atsın, hutbelerin vazgeçilmezi olsun, hep birlikte dua edelim; Allah hiçbir ana-babayı evladıyla sınamasın.
Bari "Amin" deyin, hiç değilse bu kadarını yapabilirsiniz!

























Yorumlar (0)
Yorumlar yükleniyor...
Yorum Yap