2008 yılının Ağustos ayıydı.
Erzincan’ın Kemah İlçesi kırsalında teröristlerin yola döşediği hain tuzak patlatıldığında 9 askerimiz şehit olmuştu.
2 saat sonra Erzincan’daydık. Olay yerine ulaştık. Manzara korkunçtu. Patlamanın etkisiyle açılan dev çukur ve kan izleri…
Bölgedeki tüm yollarda asker dört bir koldan dağlara doğru ilerliyor, havada helikopterler kaçan teröristleri arıyordu.
Uygulama noktasında bir üsteğmene, “Başımız sağ olsun komutanım” dedim.
Gözleri doluktu ve “Ben olamadım. Biz şehit olamadık onlar oldu” dediğinde tüylerim diken dikendi.
İnanmışlığın zirvesiydi bu sözler…
Yıllar boyunca Kuzey Irak sınırı başta olmak üzere terör bölgelerindeki birçok noktada görev yapan askerimizin, polisimin böylesine sözlerine birçok kez şahit olmuşumdur.
Emin olun onlar korku nedir bilmiyorlar. Gecenin kör karanlığında ıssız arazide intikale çıktıklarında tek bir dertleri oluyor o da vatan için ölmek.
Erzincan’da ki o 9 askerimizde bu yol da canlarını feda etmişlerdi niceleri gibi… Saldırıdan bir sonraki gün 2. Ordu Komutanlığı’nda tören düzenlenecek ve son yolculukları için memleketlerine gönderileceklerdi.
Tören alanına geldiğimizde 9 silah arkadaşı, Türk Bayraklarına sarılı tabutlarında yan yanalardı.
Tek tek özgeçmişleri okundu, dualar edildi.
Hep böyle olur zaten.
Ne zaman tabut, cenaze ya da top aracına konulur işte o anda feryatlar yükselir.
Yine aynısı oldu.
Tören alanındaki sessizlik şehit analarından birinin feryadıyla bir anda bozuldu.
O feryat, bir başka tabut başında çığlığa dönüştü.
Sonra bir an için sessizlik, feryat ve çığlık sahipleri bayılmıştı.
Biraz kendine gelen tekrar ağıt yakıyor, gözyaşlarına boğuluyordu.
Tam bu sırada Şehit Kurmay Yarbay Miktat Şamdancı’nın eşi Emine Şamdancı kucağında 22 aylık oğlu Tahsin Behiç ile tabuta yaklaştı.
Ağlamıyordu. Gözyaşları sanki içine akıyordu şehit eşinin…
İç geçirdi, “Ahhh…” dedi, tabuta son kez dokunurken, oğlunu öptü ve yıllar geçse de yüreğime kazınan o sözler dudaklarından döküldü:
“Oğlum bak baban burada. Baban artık cennete gitti, seni oradan görüyor”
O an sanki yer kaydı. Kulağımda yankılanan çığlık ve feryatlara zor tuttuğum gözyaşlarım karışmıştı. Elimde makine bir yandan fotoğraf çekiyor bir yandan da ağlıyordum. Serideki makinenin deklanşöründen parmağımı kaldıramadım. Sinirlerim bozulmuş bir an için kontrolü kaybetmiştim ki, omzuma dokunan elin sahibi, “Sakin ol delikanlı, topla kendini” diyordu.
Döndüğümde Albay rütbesindeki komutan, alnımdan öpüp, bana sarıldı ve “Aslan parçası dua et onlara” dedi.
Asıl aslan onlardı. Vatan için can verenlerdi.
Tüm bu anlar Anadolu Ajansı’ndan Sarp Özer’in objektifine yansımıştı. Ertesi gün ‘Gazetecinin gözyaşları’ başlığıyla gazetelerde yer almak acı bir hatıra olarak kaldı arşivimde.
Başta da dediğim gibi kaç şehit cenaze töreni takip ettim bilmiyorum ama her birinde Yahya Kemal’in şu satırlarıyla dua ettim.
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi. Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi. Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın, Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.
***
17 yıl geçmiş. ‘Terörsüz Türkiye’yi konuşuyorlar! Apo’ya heyet gönderme derdine düşmüşler. ‘Terörsüz Türkiye’den kasıt eli kanlı örgütün vatan toprağından sökülüp atılmasıysa kimse ‘gık’ demez… Ancaaak… ‘Terörsüz Türkiye’ deyip, terörü, teröristi, 'kurucu önder' denilen Apo itini meşru hale getirmekse amaç, işte Millet bunu affetmez! Aksi taktirde şehit aileleri ve Tahsin Behiç’lerin hakkını helal etmeyeceği vatan toprağı, hepimize dar gelir.























Yorumlar (0)
Yorumlar yükleniyor...
Yorum Yap